Rehber Öğretmenlerde Tükenmişlik
Çalışma hayatı, hızla ilerleyen
teknoloji, yaşam standartlarındaki değişim ve rekabet ortamları, çalışanları birçok
problem ile karşı karşıya getirmektedir. Çalışanların karşılaştıkları önemli
sorunlardan biri olarak mesleki tükenmişlik uzun süredir davranış bilimleri
alanında araştırmalara konu edilmektedir (Freudenberger, 1983).
Maslach, özellikle insanlarla yoğun
ilişkiler içinde ve yüz yüze çalışan meslek gruplarında tükenmişlik
belirtilerinin daha çok görüldüğünü belirtmişlerdir. Bu bağlamda, mesleki
tükenmişlik, pek çok meslek grubunda olduğu gibi, öğretmenler arasında da
oldukça sık karşılaşılan bir sorundur. Mesleki tükenmişlik öğretmenlerin
öğretim sürecindeki performanslarını ve öğrencilerle ilişkilerini etkileyen
önemli bir olgudur (Maslach, 2006).
Nitekim, yaşamının her alanında
kendisini hissettiren zorluklarla karşı karşıya kalan birey bu zorluklar sebebiyle
dengesini kaybedebilmekte, yaşamının devamı için gerekli olan enerjiyi
kaybetmesi yüzünden kendisini savunmasız, güçsüz ve çaresiz hissedebilmektedir.
Yaşanan stres durumu karşısında birey ya stresle yaşamayı öğrenmekte ya da
stresle başa çıkamayarak stresin neden olduğu başka bir olumsuz durum olan
tükenme ile karşı karşıya kalmaktadır. Tükenmişlik araştırmacılar tarafından
çalışma konusu edilmeden çok önceleri uygulayıcılar ve sosyal eleştirmenler
tarafından sosyal bir sorun olarak önemi anlaşılmış bir kavramdır. “Tükenmişlik
kavramı ilk kez 1961 yılında Greene adlı yazarın hayal kırıklığına uğramış,
ruhsal çöküntü yaşayan bir mimarın işini terk ederek Afrika ormanlarına
kaçışını konu alan bir romanında yer bulmuştur. Burada anlatılan duruma göre tükenmişlik,
yaşanan bıkkınlık ve yapılan işe olan bağlılığın azalması sonucu bireyin
ideallerinin azalması hatta yok olması olarak tanımlanmaktadır (Maslach,
Schaufeli, Leiter, 2001: 398).
Tükenmişlik sendromu ile ilgili yapılan
araştırmalar, tükenmişliğin insanlarla yüz yüze ilişki içinde olan, insan
odaklı meslek grupları için bir tehdit olarak algılanması dışında diğer meslek
grubu çalışanlarına da yayılmaya başladığını göstermektedir. Freudenberger,
Maslach ve Pines tarafından tanımlanmış olan tükenmişlik, son zamanlarda
üzerinde yoğun şekilde çalışılan bir kavram olmuştur. Tükenmişliği beklentiler,
tutumlar, güdü ve duyguların oluşturduğu bireysel düzeyde ortaya çıkan, içsel
psikolojik deneyim olarak gören araştırmacılar, belirtilen bu konularda ortak bir
karar birliğine varmışlardır. Bu araştırmacılar tükenmişliği birey için olumsuz
koşullara neden olan olumsuz bir tecrübeyi belirten üç boyutlu bir sendrom
olarak ifade etmektedirler (Akçamete, Kaner, Sucuoğlu, 2001: 2).
Devilly, Wright ve Varker’ın bir çalışmalarında
bahsettikleri üzere tükenmişlik kişiler arası iş stresörlerinin kronikleşmesi
ile karakterize olan ‘psikolojik bir sendrom’ olarak kavramlaştırılmıştır.
Bunun yanı sıra iş yükünün fazlalığı, desteğin kısıtlı olması, iş yerinde
yaşanan rol çatışmaları ve rol karmaşasının tükenmişlikle bire bir ilişkili
olduğunu vurgulamışlardır (Devilly ve ark, 2009).
Belirli bir meslek grubuna ait
çalışanların mesleğin esas anlam ve amacından ayrılması, hizmet verdiği
insanlarla gerçekten ilgilenemiyor olması veya aşırı stres ve iş
tatminsizliğine tepki olarak bireyin kendisini işinden psikolojik olarak geri
çekmesi durumu olarak tanımlanan tükenmişlik, insanlara doğrudan hizmet sunan
ve hizmet kalitesinde insan faktörünün önemli yer tuttuğu alanlarda daha fazla
görülmektedir (Kaçmaz, 2005: 2).
Kendini işine tamamen adayan, işini
sosyal hayatın yerine geçebilecek ve vazgeçilmezi olarak gören bireyler
tükenmişlik açısından risk altında bulunmaktadırlar. İşinde çok başarılı olmaya
çalışan, üzerine düşenden daha fazlasını yapan, iş konusunda sınır tanımayan
bireylerde yaşamı çekilmez olarak görme duygusu yaşanabilmektedir (Sürgevil,
2006: 5).
Maslach ve Leiter 1997 yılında
tükenmişlik konusunda bir model öne sürmüşlerdir. Bu model tükenmişliğin ortaya
çıkışının, birey ile mesleğin, iş dünyasındaki altı boyut kapsamında birbiriyle
ne derece uygunluk ya da uygunsuzluk içinde olduğuyla bağlantılı olduğunu
vurgulamaktadır. Bahsedilen bu altı boyut iş yükü, kontrol, ödül, ortaklaşalık,
adalet ve değerler şeklinde sıralanmaktadır. Bu boyutlardan herhangi bir ya da
daha fazlası bağlamında, kişi ile yaptığı iş arasında uyumsuzluk varsa
tükenmişlik o derece yüksek olmakta; aksine kişi ile iş arasında ne kadar çok
boyutta uyum varsa kişide o kadar çok çalışma isteği ve verim görülmektedir
(Maslach, Schaufeli ve Leiter, 2001).
Tükenmişliğin en çok görüldüğü ve
üzerinde en fazla araştırma yapılan alanlar sağlık çalışanları ve
öğretmenlerdir; bunun nedeni ise yoğun olarak başka bireyler ile iletişim
içinde olmaları ve bakım verme ile öğretme görevlerini yerine getirmelerinden
kaynaklanmaktadır (Maslach ve ark., 2001).
Tükenmişliğin örgütsel nedenleri
arasında işin niteliği ve yükü, işte beklenen performans ve iş gerilimi
belirleyici rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra çalışılan kurumun tipi, haftalık
çalışma süresi, kurumun özellikleri (havası, ortamı, iş arkadaşları), örgütsel
işleyişteki aksaklıklar, adalet yoksunluğu ya da eksikliği de tükenmişliğin
önemli etkenlerindendir (Güllüce, 2006).
Rol belirsizliği, bireyin çalıştığı işte
tam olarak hangi statüde bulunduğunun belli olmaması ve görev tanımının tam
olarak belirlenmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Gerçek anlamda ne iş
yapacağından emin olamayan kişi tükenmişliğe doğru sürüklenmektedir (Tanikyan,
2008; Baltaş ve Baltaş, 2012). Dinlenme zamanının az olması, müşteri
gereksinmelerinin karşılanamaması, iş yerindeki liderlerin veya denetimin
yetersizliği, eğitimlerin ve yönlendirmenin yetersizliği, çalışanlar arasında
sosyal ilişki ve destek eksikliği ve yoğun iş ortamı da tükenmişlik sendromunun
örgütsel nedenleri arasında sayılmaktadır (Gümüş, 2006).
Çalışılan iş yerinin (örgütün) plan ve
prosedürleriyle ilgili tükenmişlik sebepleri arasında doldurulması gereken
formların yükü, ödenek yetersizliği, zaman kısıtlamaları, yetki eksikliği,
bürokratik ve prosedürel işlemler, uzun raporlar yazma zorunluluğu, şirket
amaçlarının belirsizliği, yönetim ve çalışanlar arasındaki iletişim
kopuklukları, eksik iş güvenliği ve terfi imkânlarının yetersizliği
sıralanmaktadır (Güllüce, 2006; Baltaş ve Baltaş, 2012).
İş yerinde tükenmenin örgüte bağlı
nedenleri arasında en önemlilerinden biri de “mobbing” yani “yıldırma” olarak
görülmektedir. Heinz Leymann, mobbingi (yıldırma), tanımlamış ve bu konuda
yoğun araştırmalar yapmıştır. Leymann’ın operasyonel tanımına göre “mobbing,
bir ya da birden çok kişinin tek bir bireye karşı sistematik olarak yönelttiği
düşmanca ve etik dışı hareketlerdir” ve bu hareketler örgütte ezilen mazlum bir
kişi olduğu sürece devam etmektedir (Leymann, 1990). Ayrıca Leymann “ofis
bunalımı” nedeniyle oldukça fazla oranda işgücü ve para kaybedildiğini
bulgulamıştır (Leymann, 1990; Leymann, 1996).
Ülkemizin de geçirdiği zor günler ve bu
süreçte pek çok öğretmenin meslek uzaklaştırılma süreci de şu an mesleklerine
devam eden öğretmenler üzerinde olumsuz bir baskı ve tükenmişlik duygusu
oluşturmaktadır. Bunun üstüne geçmişten de gelen fazla öğrenci ve mesai saati
uygulamaları, gelir düzeyinin düşüklüğü, eğitim seviyesi gibi durumlar
eklenince sonuçlar beklenenden daha kötü hale gelebilmektedir.

Yorumlar
Yorum Gönder